Her tatil gibi bu tatil de cok cabuk gecti tabi ki. Ama oyle cok sey sigdirdik, o kadar cok yer gezdik gorduk ki, yagmur bile kesemedi hizimizi. Donuste New York’taki firtina disinda tabi; 2.5 saatlik ucus, firtina yuzunden havaalanlarinin inis izni vermemesi yuzunden 7 saat surdu. Havada donduk durduk saatlerce. Yakit ikmali icin Washington D.C. ye inis yapmak zorunda kaldik bir ara. Gece 11′de evimizde olacagimizi hesaplarken kapidan iceri girmemiz sabah 4:30 u buldu. Tam bir iskenceydi ama nankorluk etmemem lazim… Benim aslan ve kaplan ogullarim o kadar uslu ve sakindiler ki hem yolculuk hem de tum tatil suresince, mutluluk ve gururdan gogsum kabardi. Emir koltugundan kalkmaya bile tesebbus etmedi, hatta kendi kemerini kendisi bagladi ucakta. Cizgi filmlerini seyretti sakince, ondan sikilinca acti kitabini okudu. Zaten gunler onceden heyecanla bekliyordu ucaga binecegi gunu. Devaminda ne otel odasindaki yataklarini yadirgadilar, ne de yemek duzenlerinin degismesinden sikayet ettiler. Aksine bizimle beraber gulduler, eglendiler, degisik mutfaklar tattilar, uzun araba yolculuklarimizda sakin sakin etrafi seyrettiler. Anne babalarinin uzun zaman once dusledigi bir hayale, Miami’den Key West’e kadar Florida Keys’i arabayla gezmelerine sahit oldular (Ufak bir degisiklikle tabi; hayalimiz ustu acik bir arabayla yapmakti bu yolculugu, biraz daha buyusunler onu da yapariz!). En onemlisi okyanusa ve havuza bayildilar. Biz peslerinde, kaprisleriyle yorularak donecegimizi zannederken tam aksine tatil gibi tatil yapmamiza izin verdiler. Beraber yapacagimiz bir sonraki tatilimizi iple cekiyorum simdi, o cesareti verdiler bize cunku.
Deniz bizi biraz hayal kirikligina ugratsa da, yine de hicbirimizin keyfini bozamadi.
Uzun zamandir ozledigimiz bir lezzeti de tekrar tatma firsati bulduk: Conch salatasi. Karayipler’e ozgu bir deniz kabuklusunun etinden taze hazirlanan, inanilmaz bir salata. Bulursaniz deneyin derim…
Hayatimda hic bu kadar mojito icmemistim. Ozellikle Miami’deki Kuba mahallesindeki bu restorandakiler inanilmazdi.
New York sokaklarinda sergilendikleri zaman bayilmistim bu ineklere. Her an hic beklenmedik yerlerde karsiniza cikiyorlar ve herbiri sehre ve sergilendikleri yere uygun esprili mesajlar tasiyorlardi. Cok sevindim Istanbul’a da ugradiklarina, geldikleri yere senlik getiriyorlar bu inekler…
İstanbul, 01 Ağustos – 31 Ekim 2007 tarihleri arasında, sanatçılar, ünlüler ve halk tarafından dekore edilmiş, rengarenk boyanmış fiberglastan yapılma gerçek ebattaki inek heykellerinin Nişantaşı’ndan Maslak’a kadar caddeler, müze bahçeleri ve alışveriş merkezlerini süsleyeceği, dünyanın en büyük halka açık sanat etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Ve elbette şehir de 12 hafta boyunca unutulmaz ve sihirli bir atmosfer yaşanacak…
CowParade bugüne kadar, Paris, Londra, Şikago, New York, Stockholm, Buenos Aires, Atina, Edinburg ve Lizbon gibi dünyanın birçok büyük şehrinde başarıyla gerçekleştirildi. Bugün gittiği her yerde kendisini takip eden istikrarlı, uluslararası bir hayran kitlesine sahip. CowParade İstanbul, İstanbul ve Türkiye’de bugüne değin düzenlenmiş en popüler sanat etkinliği olmakta iddialı. Dünya şehirlerindeki örnekleri gibi bu serginin İstanbul’a önemli ekonomik ve kültürel etkiler bırakacağına hiç şüphe yok.
Kaplan oglum artik “bye bye” yapiyor gidenlerin arkasindan. Abisinin pesini hic birakmiyor, onun oyunlarina katilmaya calisiyor ama kizdiriyor henuz abisini. Onumuzdeki hafta ufak bir Miami kacamagimiz olacak. Eren de ilk defa ucaga binecek ve de denizle tanisacak. Bakalim neler olacak, yazacagim hepsini.
Hata bende… Bensiz yollamamam lazimdi bebegimi ilk trasi icin. Basinda durmali, direktifler vermeliydim bu onemli ilk icin. Ama ne oldu, yavrumu kabak kafali yapip yolladilar! Icim gitti icim… Tek tesellim cabucak uzayacak olmasi. Aahh ahh berber, ellerini kesecegim yakalarsam o makineyle senin.
Adin bile hazirdi yillar oncesinden. Kivir kivir buklelerin, boncuk boncuk gozlerinle hayal ettim hep seni. Belki sen cekerdin buyuk dedene, belki senin gozlerin gok mavisi olurdu. Bana benzerdin belki, kimbilir. Sana pembelerle bir oda hazirlardim, cicekler, kelebekler, tuller, tenin gibi ipek satenlerle. Saclarini kurdelelerle suslerdim, oynardim senle oyuncak bebekle oynar gibi. Gun gelir bale dersine giderdik beraber, oturur seyrederdim seni. Buyumeni, guzellesmeni izlerdim gizli bir gururla. Kendi cocuklugumu yeniden sekillendirirdim sende, yapamadiklarimi yapardik. Bicir bicir anlattiklarini hic bikmadan usanmadan dinlerdim. Ne yapalim, kismet degilmis. Bulusmamiz baska hayata kaldi bebegim. Seni mis kokunu icime ceke ceke opuyorum…
Bir filmi seyrettikten sonraki gunlerde eger hala filmden sahneler aklima dusuyor, gozumun onune geliyorsa, o filmi cok sevdigimin resmidir. Uzun suredir boylesine etkilendigim bir film olmamisti. Bir yanda tum acimasizligiyla gercek hayat, ote yanda kucuk bir kiz cocugunun kendine kurdugu hayal dunyasi. Yer yer “Alice harikalar dunyasinda” izleri de tasiyan fakat tamamen kendine ozgu, bir o kadar da acikli film. Sonunun bile iyi mi kotu mu bittigine karar veremiyor insan.
Herkese tavsiye ediyorum bu filmi, firsat bulursaniz muhakkak seyredin…
Havalarin cok sicak ve rutubetli olmasina ragmen bu haftasonu iyi gezdik yine. Sadece kumda oynama yonuyle de olsa, Tara’yla plaj (Bayildigimiz bir mekan burasi, www.watertaxibeach.com) sezonunu actik. Port Washington’un panayirinin altini ustune getirdik kucuk Emir’le. Ha bir de Emir ilk defa yuz boyama standina yanasip, bir de uzun bir sira bekleyip bacagina dondurma resmi yapilmasina izin verdi. Daha da onemlisi resme yarim saat kadar dokunmayip bacaginda durmasina izin verdi. Sonra akli basina geldi herhalde ki parmagiyla oynayip bozdu guzelim dondurma resmini. Bir dahaki sefere umutluyum, yuzune bile birseyler boyanmasina izin verecek gibi geliyor bana.
Emir kucuklugunde tirsak bir bebekti, salincaktan bile korkardi. 2 yasindan sonra bindirebilmeye basladik salincaga, inanabiliyor musunuz… Ama adam bir acildi, pir acildi. Simdi tutabilene askolsun! Bu Pazar panayirda Emir’i kaydiraklardan alamadik. En sonunda gorevli adamdan rica ettik de Emir’i bizim icin yakaladi…