

July 28, 2007


July 28, 2007
Gecen haftasonu harika bir sanatcinin isleriyle tanistim, birkacina da sahip oldum. Cok sevdigim “letterpress” teknigi tadinda cok keyifli isleri var Alicia Peck’in. Sizleri de haberdar etmek istedim. Iste online alisveris de yapabileceginiz sitesinin adresi: BellaMuse

July 23, 2007

Aslinda hic niyetim yoktu bu huzun tonunda yazmaya. Ama 3 gun once sevgili Nilufer‘in, yine evlilik yildonumuyla ilgili yazisini okuduktan sonra benim de icime bir burukluk coktu. Ne zamandir aklima bile gelmeyen, derinlerden bir yerlerden huzun dolu enstantaneler su yuzune cikmaya basladi. Mutlu degil miydik? Hem de nasil… Zaten ask olmasa, beraberligin olaganustu keyfi olmasa hicbiri cekilmezdi. Ne yaptiysak elele yaptik…

Evlendikten 5 gun sonra geldik Amerika’ya. Agustos’un en sicak gunleriydi. Havaalanindan bizi Azer’imin balonlarla ve ciceklerle karsilayisini (Tanismamiz bu sekilde olmustu bu candan dostla), Serkan’in ogrenci butcesiyle bizim icin hazirladigi, tabiri caizse “iki bakla bir sofa” evimize ilk adim atisimizi bugun bile hatirliyorum en ince detayiyla. Ve sonrasinda evde tek basima Serkan’in yolunu gozleyisim, televizyon bile olmayan koridordan bozma oturma odasinda bos duvarlara bakip “Hersey cok guzel olacak” diye icten bir umitle hayata dair hayallerim, hepsi ama hepsi taptaze hala hafizamda. Ask olmasa cekilir miydi bunlar, Istanbul’daki kariyer, cevre, en onemlisi aile birakilip gelinir miydi bilmiyorum. Ama yaptik iste. Hicbir zaman da pisman olmadik, en zor zamanlarda bile. Yeri geldi basamak olduk birbirimize, yeri geldi elele beraberce ciktik o basamaklari. Boylelikle guclendik bu 8 senede, bolunerek cogaldik bir de ustelik.
Daha iki haneli sayilarda yildonumlerine bile ulasmadik; Baksaniza 8′e sasiyoruz. Insallah bunlarin 10′lu, 20′li, 30′lu, 40′li zamanlarini da gorecegiz, hep icimizdeki taze tuttugumuz heyecan ve askimizla…
July 17, 2007
Iste bu da Eren’in dugun kiyafeti. Ama hala bir ses yok bizim kagitlardan. Cok ama cok gerildik, cok bunaldik hepimiz. Hadi ama artik yaa…


July 16, 2007

O yaz Amsterdam en guzel yazini yasiyordu, hava sicakliklarinin gunduz 12 dereceyi asmadigi sehirde her gece ayri bir senlik vardi bu yuzden. Genc kiz cok sansliydi; Bir kere yazlik kiyafetlerle kis ortaminda nasil survive edilir artik ogrenmisti, ayrica her gun yagmur yagdigindan genetic olarak metabolizmasi degismis cok sirin iki tane de solungac cikmisti kulaklarinda. Hem boylece es bulma sansi da cok artmisti artik balik dunyasindaki yakisiklilar da genc kizimizin dogal ortamindaydi. Ustelik bunlarin hafizasi da 5 saniye oldugu icin iliskiyi surdurmek cok kolay olacakti.
En buyuk heyecan tabii ki yeni bir eve tasinmasiydi. Kutu gibi ama cok sirin olan evde zaten ampulleri yanik genc kizimiz bir muddet karanlikta otursa da bir sure sonra bunun dugmenin aziziliginden kaynakladigini, hafifce cevirse dunyasinin aydinlanacagini farketti. O gun onun da kafasinda bir ampul yanmisti; ustelik AKP’den de nefret ediyordu… Aydinlanmanin verdigi ferahlikta yerlerin de silinmesi gerektigini gordu. Hemen bir kova su hazirladi, yer bezlerini buldu. Daha sonra kovaya carpmak suretiyle tum evin bir anda tertemiz olmasina sahit oldu. Temizlik denen sey ne kadar da kolaydi.
Ertesi gun persembeydi yani dukkanlarin aksam acik oldugu tek gun. Insanlar magazalara saldiriyor 2 gomlek bir tshirt almak icin birbirlerini yiyorlardi ama bu iste bir terslik vardi magaza vitrinlerde halen kurklu botlar vardi ve de aslinda alinmasi gerekenler onlardi… Bu arada calan telefon Turkiye’den gelen bir kac arkadasi haber veriyordu. Arkadaslar Red Light a gitmek istiyorlardi ama heyhat genc kizimizin yolu henuz oraya dusmemisti; gene de caktirmadi ve de ilk defa olarak unlu Kirmizi Fener Caddesine gitti. Giiti ve de korkulacak birsey olmadigini gordu; camlarin arkasindan ona el sallayanlar bile vardi.
Kirmizi Fener Alayindan sonra evinin huzurlu ortaminda uykuya daldi. Ruyasinda cam gozlu fener baliklari gordu; yoksa bu sansinin acilacagina mi alametti?
O sirada zirlayan walkie-talkie’nin sesiyle uyandi; sanirim uzaydan biri onunla kontakt kurmak istiyordu. Olsundu, uzayli muzayli farketmezdi. Unlu dusunur Cem Yilmaz’in dedigi gibi insan insandi. Yalniz 4 elementten biri olan tahta olmazsa iyi olurdu. Bu niyetle hemen tahtaya vurdu…
Imza:
Red Kit
July 16, 2007
Sevgili okurlar,
Benim dunyalar guzeli, bir o kadar da catlak bir kuzenim var, Nilufer. Kendisi bir sureligine gorevli olarak Amsterdam’da yasiyor, sanirim 1 sene kadar surecek bu. Kendisine bir blog acmasi ve deneyim ve maceralarini yazmasi konusunda telkinlerim sonucsuz kalinca, bana yazdigi emailleri ve gonderdigi resimleri Aslan ile Kaplan’in misafir sanatcisi olarak yayinlamaya karar verdik beraberce. Buyrun, hep beraber gorelim benim minik kupeli kedimin gozunden Amsterdam’i.

1. gun;
Genc kiz hayatinda yeni bir sayfa acmis, tum yasananlari geride birakmis ve laleler ulkesine dogru yola cikmisti. Orada kendisini renk renk lalelerin karsilayacagini saniyor ve fena halde yaniliyordu.
Duygusal ezikligin verdigi musmula bir suratla Shiphol havalimanina indi. O aksam sehrin guzelligi karsisinda buyulendi ve “Ulen iyi ki geldim” diye kibarca kendi kendine soylendi. Netekim bu saatten itibaren hep kendi kendine konusacakti. Bu saskinlikla odasinin penceresinin olmamasi ilk basta gozune carpmasa da ilerleyen gunlerde afakanlar basmasina hatta afakanin kendisi olmasina yol acacakti. Ama yazar sizi bu detaylarla ertesi gunlerde bogmayi planliyor…
2. gun;
Sabahleyin iceri giremeyen gun isigina kufrederek uyanan genc ve guzel kizimiz ne giyecegine karar veremeden disari firlamak suretiyle metro duragina kosturdu. Bu esnada cimbom sokagindan gecmesi (gay ve lezbiyenlerin sokagi) “Allahim yoksa ben de cinsiyet mi degistirdim?!” panigine yol acsa da bu durumu cabuk atlatti. Super zeka dutchmenlerin metro ticketlarini cozmeye calisirken ufak capta kriz gecirse de (efenim sek sek gibi birsey 2 bosluk atla 3 bastir felan gibi kurallari var) sag salim yeni calisacagi yuvasina ulasti. Banka her yerde gorulecegi uzere yagliboya yaparken fircayi bandirdiginiz suyun kivaminda bir berraklikta olan muhtesem bir derenin uzerinde saliniyordu. Genc kiz ilk goruste Banka’ya asik oldu.
3. ve 4. gun;
Bugunlerde tamamen sehri kesfetmeye calissa da genelde kaldigi oteli mihenk tasi aldigi icin surekli anlamsiz yaylar cizerek gitmek istedigi yere gidebiliyordu henuz kanallarin etrafin cevreleyen sokaklarin gizemini cozememisti. Ustelik yeni bir oyuncagi vardi: Cranberryyy… Sonunda onun da havali bir berry’si olmustu ama heyhat kullanmayi bilmiyordu ve de bu durum onu cok sinirlendiriyordu, ustelik burdan arayan da yoktu .. Aksamlari otel odasina girmemek icin sokaklarda surtmekten gozlerinin altinda morluklar olusmaya baslamisti ama gene de mutsuz sayilmazdi. Ustelik bir arkadasi sayesinde kanallarin etrafinda motorsiklet gezisi bile yapmisti ki cok havali bir durumdu; Ancak tum bu iyi arkadaslar haftasonunda Amsterdam’da olamayacaklarindan haftasonu yaklasatikca genc kizin gerilimi de artmaya basladi. Isyerinde bazi saksilar vardi ve de bunlarin suyunun hergun degistirilmesi gerekiyordu, yeterince iyi sulanmadiklari icin hatta bazilari kurumustu.

Haftasonu;
Amsterdamdaki ilk haftasonu gelip catmisti ama genc kiz da artik cok yorgundu; havanin 26 derecelere cikmasi ile kendini sokaklara atti; baldiri ciplak ingilizler ve hollanda ahalisi de cayir cimen asfalt ne varsa sere serpe yerleydeydiler. Kanallar, sandallarin ve buyuk motorlarin carpismasina sahne oldu. Bu kanli savastan mavi yakalilar zaferle cikmislardi; aksam bunu red light adinda bir sokakta kutladiklari haberi tum cevreye yayilsa da gitmeye cesaret eden olamadi. Onun yerine kirmizi i-pod kulaginda cool bir edayla sehir gezildi hatta guneslenildi. Bir sokak kafesinde canli muzik dinleyerek kanal manzarasinda icildi ve gece bir Italian restoraninda son buldu. (all by myself). Pazar gunu itibariyle artik damardan turk dizisi felan seyretmeden kendine gelemeyecegi asikar olan genc kiz en yakin digiturk’u olan eve dalarak ev sahiplerini rehin aldi ve otura otura (t yi s ile degistirmek serbest) “Sarki soylemek lazim” adli ultra bohem eglence programini seyrederek rahatladi; kendine geldi.
“The first day of the rest of my life”; Sanirim Rasmus adli bir grubun sarkisi vardi bu sozlerle, nedense kafamda cinliyor bu gunlerde…
Iste boyle arkadaslar, siz siz olun elin alemin ulkesine bir havayla gelmeyin, Nisantasinda ezik ezik turku cigiran koylu durumuna dusmeyin.
Hersey guzel olacak…
Imza:
Gamli Baykus
July 13, 2007



Azer teyzemiz sagolsun, bu yaz onun sayesinde Port Washington’daki havuzdan bol bol faydalaniyoruz. Hem cocuklar bu bunaltici yaz gunlerinde suyla oynayip egleniyorlar, hem de biz anneler biraz serinleyip sohbet etme firsati buluyoruz. Butun bunlar yetmiyormus gibi bir de ozel fotografcimiz gibi elinde kamera hepimizin bu keyifli anlarini belgeliyor canim arkadasim. Tesekkur ederiz Azer teyzemiz, seni ve kucuk Emir’i cok seviyoruz…
July 12, 2007


1 yasina 1 ay kaldi Kaplan’imin. Ne cabuk gecti 11 ay, goz acip kapayincaya kadar.
Gectigimiz hafta uzdu bizi biraz ama onemli birsey degildi Allah’tan. Pespese 5 gun yuksek atesle bogustu guzel yavrum. Bir gece ates dusuruculer de ise yaramayinca acil’e goturmek zorunda kaldik. 5 gunun sonunda ates dustu, bu sefer de butun vucudunu dokuntu kapladi. Roseola imis bu bebek hastaliginin adi, 6. hastalik da diyorlar adina. Bir tur virusmus, 6 ay ile 2 yas arasi cocuklarda gorulur, bir daha da bagisiklik kazandigindan tekrarlamazmis. Abimiz de 7 aylikkken gecirmisti aynisi, o yuzden bu sefer daha sogukkanli, daha tedbirliydik anne baba olarak. Burada doktorlar kesinlikle aspirin vermememizi soyluyorlar ates dusurucu olarak. Ya acetaminophen, ya da ibuprofen vermemizi ogutluyorlar. Ozellikle virutik bir durumdan supheleniliyorsa aspirin “Reye sendromu”na cevirip olume bile sebep olabiliyormus cunku. Turkiye’de hala bebeklere, cocuklara aspirin verildigine inanamiyorum. Buradan bir iki kisiyi bilinclendirebilirsem ne mutlu bana. Sonuc olarak Eren simdi cok daha iyi. Dokuntuler de birkac gun icinde tamamen gececek.
Gorseniz, tam sevilmelik oldu, mincik mincik yogurmalik. Bir an once gidebilsek Turkiye’ye de buyukanneler, buyukbabalar da nasiplenseler bu guzelliklerden. Bir dansedisi, el cirpmasi var muzik duydugu zaman, evlere senlik. Artik babasiyla abisi guresirken bizimki de geri kalmiyor, katiliveriyor aralarina. Pek de guclu masallah, pehlivan yapalim diyoruz kendisini. Sac trasi da musait zaten Kirkpinar yagli gurescileri gibi. Abisini sinirlendirdigi ve azar isittigi zaman inanin geri kalmiyor artik, o da kendi dilinde bagirip cagirip cevap yetistiriyor, sikayet ediyor. Bir de sarki soyleyisi var, bayilirsiniz. Bunlarin yaninda, bugunlerde cok rahat ayaga kalkabiliyor tutunarak, cok yakinda yuruyecek gibi geliyor bize.
Dislerimiz hala 6 tane. Bir isiriyor ki o dislerle, teknik gelistirdi adam, incecik isirip bir de birakmadan cekistirerek maksimum aci verme uzerinde uzmanlasti. Unutmadan, 2 hafta kadar once de emzirme isini bitirdik aramizda. Kafa kafaya verdik, dedim “Eren’cim bu boyle olmuyor, ne kucagima sigiyorsun, e bir de dis faktoru var tabi…” “Haklisin anne, zaten artik senin sutun benim disimin kovuguna yetmiyor” dedi. “E o zaman bitsin madem” dedik biraz burukca, el sikistik, opustuk…
Not: Ustteki fotograf, Azer teyzemizin makinesinden, alttaki fotograf ise cok sevgili Eren’imizin New York’tan ayrilmadan onceki son aksamlarindan birinde cektigi bir fotograf; elinize, gozunuze, gonlunuze saglik…
July 8, 2007

Elegeytir;…………………………………….Elevator (Asansor)
Beynciris;…………………………………….Dangerous (Tehlikeli)
Penk yu;……………………………………..Thank you (Sunu bir duzeltemedik gitti)
Kec ik;…………………………………………Catch it (Yakala)
Plin ap;………………………………………..Clean up (Ortaligi toplama)
Ay gel it;………………………………………I get it ( Ben alirim)
Misingen;…………………………………….Missing again (Yine kayboldu)
Bayiliyorum o boyle yanlis soyledikce bazi seyleri, duzeltmek bile istemiyorum, cok tatli oluyor bir de “dogrusu bu” gibilerden yanlis seyi tekrar ettikce. Bir gun butun bunlari yuzune vurup cok eglenecegim o utandikca.
July 7, 2007

“Inanamiyorum! Benim kucuk kardesim evleniyor!” diye baslayacaktim yazima, ama sonradan artik o kadar da kucuk olmadiginin farkina vardim! 29 olmus, yuh… E tabi ablasi 34 olursa, kardesinin de artik ablasinin gozunde cocukluktan cikip kazik sinifina girmesi gerekir degil mi. Biz bile 26 yasindaydik evlendigimizde. O zaman kendimizi ne kadar buyumus gorurduk, herseyi bildigimizi saniyorduk. Cocukmusuz ya, simdi anliyorum. Cocukken kandirip kapatmisim askimi, hihii…
Herneyse, dagitmayalim konuyu, ne kadar yakistiklarindan bahsedecektim birbirlerine. Ne de guzel gulmusler, cok mutlular belli ki. Hep boyle mutlu olun cocuklar, hep boyle kenetlenin birbirinize. Evlilik hic kolay degil ama birbirinize sevginizi, sayginizi oncelikli tutarsaniz cok keyifli bir oyuna donusturmek hic de zor degil. Ben evliyim, oradan biliyorum, hehehe…
Boyle sakaya vurduguma bakmayin aslinda cok stresli gunler geciriyoruz New York cephesinde. Hala bilmiyorum bu guzellerin dugunune gidip gidemeyecegimi. Hala hallolmamis birtakim kagit islerimiz var. Aklime bile getirmek istemiyorum gidememe ihtimalini. Elin kolun bagli, surece hicbir sekilde mudahale edemeden bir kac devlet memurunun insafini beklemek cok can sikici. Dualariniza ihtiyacimiz var, isimiz dualara kaldi cunku…