March 2007


emir-pijama.jpg

dsc05976-k.jpg

dsc05960-k.jpg

dsc05955-k.jpg

dsc03009-k.jpg

 

dsc05954-k.jpg

Baslangicta yalnizca cocuklarima ait olacakti bu blog, yalnizca onlarla ilgili seylerden bahsedecek, onlardan haber verecektim. Ama sonra blog dunyasinda derin seyahatlerim sonucunda arada kendimden de bahsetmeye karar verdim. Kendime ait bir blog baslatmaya ise cesaret edemedim acikcasi, yazabilir miyim, vakit bulabilir miyim, o kadar anlatacak seyim var mi diye suphelerim var. O yuzden ara sira ogullarimdan izim alip sayfalarinda boy gostermeye karar verdim.

Cok konusan bir insan degilimdir, su an bile “ay ne yazacagim ki ben simdi” panigine kapilmis bulunmaktayim. Daginik yazarsam, daldan dala atlarsam beni mazur gorun.

Bu gunlerde Turkiye’ye gitme planlarim dahilinde bir tatil havasina girmis bulunuyorum. Su an bir cok arkadasim Turkiye’de, onun da etkisi var herhalde. Gozumun onune gitmek istedigim yerler, ozledigim arkadaslar gelir oldu sik sik. Her seyahat oncesi fena kaptiririm boyle, hayallere dalar, kendi kendime binbir program yaparim. Aslinda daha da cok var gitmemize, Temmuz basi simdilik yolculuk. Gecen hafta biletimizi de ayirttim, inanir misiniz, 3’umuzun bileti 2,500 dolari geciyor! Babamiz dahil bile degil bu fiyata. Bazen aklima kotu kotu dusunceler gelmiyor da degil, bu paraya buralarda sahane tatiller yapar, hic gormedigimiz yerler gorebiliriz diye. Karayip’ler asigi bir insan olarak kalbimin yarisini turkuaz deniz ve beyaz kumlara gomup oyle binecegim ucaga.

7.jpg

1.jpg

10 saatlik ucak yolculugunu da bayagi kafaya takmis durumdayim bu aralar. Nasil gidecegim iki cocukla, ne halde olacagim Istanbul’a indigimde, bilmiyorum. Ama bir tatile o kadar ihtiyacim var ki, herseyi goze alabilecek durumdayim.

Su an, o kadar cok isim var ki, ama uzerimde de bir o kadar tembellik. Mutfak beni bekliyor toplanmak icin, cizimler gozumun icine bakiyor masanin kosesinden. Eren’cigin uyumasini firsat bilip tembellik yapiyor, biraz da beynimi bosaltip rahatliyorum buraya yazarak.

Emir dogdugundan, kendi cocuguma kendim bakma karari verdigimden beri evden calismaya devam ediyorum. Hic birakmadim calismayi, birakamam da. Kendimde tamamen anne-ev kadini olma potansiyelini goremiyorum, benim icin bu basli basina bir depresyon sebebi. Kimse beni yanlis anlamasin, benim yapim boyle. Hicbir isim olmasa bile evde duramam ben, atarim kendimi sokaklara, kendime is uydururum. Ev ustume ustume gelir bir muddet sonra. Cocuklarima kendim bakma kararimi duyan tanidiklarim, eski is arkadaslarim hayret etmislerdi zaten. Calismaya devam etmek bana ileriye donuk hayallerimi gerceklestirebilmek icin bir umut isigi gibi. Sanki kariyerim yoluna devam eden bir gemi de, ben denize atlamis, geminin arkasindan incecik bir halata tutunmus pesinden surukleniyorum. O halati birakirsam bogulacagim gibi hissediyorum. Elbet bir limanda gemiye geri binerim gunun birinde.

Musterilerim de cok anlayisli insanlar. Genelde kadin interior designer’larla calistigimdan cogu toplantiya bebegimi de goturebiliyorum, bir kolumda Eren, digerinde kalemim isimi halledebiliyorum sayelerinde.

Hayalim ise, Eren’i de en az 2 yasina getirip, ondan sonra solo ucmak. Kendi firmami kurdum zaten, ucundan da basladim islere. “Kim tutar kizim seni” diye dalacagim New York design alemlerine pek yakinda…

Turkiye’ye gidince ilk isim su gozluklerimden kurtulmak olacak. Esim halletti o isi, yok hamilelikti, yok emzirmekti derken benim operasyon ertelendi epeyce ama artik sabrimin sonuna geldim, biktim burnumun ustundeki bu agirliktan. Ortaokuldan beri takiyorum bu mereti, burnumun seklini de bozdu, asabimi da bozdu ama yeter. Ben de yatarak TV seyredebilmek istiyorum artik!!! (Bu son soyledigimi bir tek miyop gozluk kullananlar anlar)

Bir de disci isi var tabi ki. Eskiler “Her hamilelik bir disi goturur” derlermis, o kadar kalsiyum takviyesine ragmen hala her gidisimde birkac curuk cikmasi acayip sinir bozucu.

Bir diger hedef de kilo vermek. Yani sizi anlayacaginiz Turkiye’den hem ruhen, hem fiziksel olarak fistik gibi donecegim!

Utanarak itiraf ediyorum ki, son gunlerde sigara icmeye basladim ben. Cok sikildigim zamanlarda hizir gibi yetisti, senelerdir birakmis olmama ragmen, birer ikiser yine hayatima girdi. Hamileligimde o kadar nefret etmistim ki kokusundan, bir daha olsem icmem diyordum. Buyuk konusmusum. Lutfen soyle zararli, boyle tehlikeli yorumlari yapmayin bana, hepsini biliyorum. Bu donem de gececek diyorum, insallah en kisa zamanda.

Saglikli yasam konusuna girdik madem… Ozellikle cocuk sahibi olduktan sonra insan, onlarin yedigi ictigi cok daha dikkat edilmesi gereken bir konu haline geliyor. Evde yapilan, disarda yenilen yemeklere daha hassasiyetle yaklasmak gerekiyor. Kafayi bozmamak elde degil. Herseye ucundan kenarindan zararli, kanserojen bir madde bulasmis durumda. Bir tek yediklerimiz de degil, kullandigimiz aletler, temizlik malzemeleri, akliniza ne gelirse, muhakkak bir tehlike iceriyor. Bazen butun bunlardan bunalip, yahu biz nasil buyuduk, o zaman boyle bir bilinc bile gelismemisti diye isyan ediyorum. Sanayagli ekmek yiyerek butun gun sokaklarda, tozun pisligin icinde buyumus bir nesildik biz, cok mu fazla takiyoruz acaba diyorum kendi kendime yiyecek maddelerinin etiketlerinde hidrojene yag var miymis diye kontrol ederken. Hatirliyorum, bir keresinde sokakta buldugumuz bir jiletle kan kardesi olmustuk birkac kafadar. O zaman hic mi yoktu tarim ilaclari, suni gubreler, anlamiyorum ki. Simdi cocuk kiyafetlerini bile organik yapiyorlar, “yuh artik” diyesim geliyor. Bazen geliyorlar bana, eve organik seylerden baska birsey sokmuyorum, sonra icime fenaliklar geliyor, bir sure birakiyorum kontrolu, bu sefer de vicdan azabi pesimi birakmiyor. Bilmiyorum sizlerden de benim gibi hisseden var mi. Cok mu buyutuluyor, ben mi hafife aliyorum, bilmiyorum.

Bakin artik, konular arasi yumusak gecis kaygim da kalmadi, bodoslama daliyorum yenisine. Resim yapmayi ozledim, bir de ne zamandir siir okumadigimi farkettim. Ne yazik. Bunlara biraz oncelik tanimaliyim onumuzdeki gunlerde. Iyi gelecek bana, inaniyorum.

Bir de Beril arkadasimi cok ozledim. Bizi birakip San Francisco’ya gittiginden beri “Elbet bir gun donecek, New York’tan fazla uzak kalamaz o” seklindeki dusuncelerim yavas yavas siliklesmeye basladi. Demek ki hayatimiz birbirimizi ozleyerek gececek. Uzuluyorum.

 

beril-blog.jpg

Dedim ya daginik bir yazi olacak; milyonlarca sey vardi kafamda baslarken, simdi hicbirinden eser kalmadi.

Biraz havalanip geri geleyim, ara ara girerim yine araya kafayi cozutup.

Sevgiyle kalin…

 

dsc05843-k.jpg

Guborning;………………………. Good Morning (Gunaydin)

Top it;……………………………… Stop it (Genelde Eren’in cikardigi seslere sinirlenip “Kes artik” anlaminda kullaniyor)

Moteyto;…………………………. Tomato (Domates)

No bitti;…………………………… Bitmedi

Kapata;…………………………… Kapat

Marnakarna;…………………… Makarna (Marnaka diyordu daha once, simdi onu daha da gelistirdi, super oldu!)

What’s that?;…………………… “Bu ne?” anlaminda zaten kullaniyoruz bol bol, ama insanlarin suratina parmagini dogrultup “Bu ne?” diye sorunca nasil cevirecegimi sasiriyorum lafi.

Artik kelimeleri daha anlasilir telaffuz etmeye basladi. Kelime baslarindaki “S” ler biraz daha belirginlesti. Bu arada alfabeye olaganustu bir duskunlugu var, miknatisli harfleriyle buzdolabinin ustunde uyduruktan kelimeler yazip sonra bize okutmaya calisiyor. Birkac 3 harfli kelimeyi okuyup yazabiliyor.

dsc05943-k.jpg

Huzurunuzda NYC trafik polislerine buradan bir serzeniste bulunmak istiyorum.

Gecenlerde hava guzel, keyfim yerinde, aldim cocuklari attim arabaya, Uzumgoz’umle bulusmaya gittim. Evlerinin onunde park yeri bulamadigimdan, parketmemem gereken bir yerde durdum, basladim beklemeye. Arabanin icindeyim ya, icim rahat. Polis de gelse “pardon” der kacarim diye dusunuyorum icin icin. Neyse efendim uzatmayalim, dedim ki “Dur, soyle bir ruj sur de bari yuzune gozune renk gelsin, cocuklari hazirlamaktan sacini bile taramadan ciktigin anlasilmasin”. Indirdim siperlikteki aynayi, ruju surerken bir “bip” sesiyle yanibasimdaki polisi farketmem bir oldu. Meger polis benim ayna karsisindaki zaafimdan faydalanip sinsi sinsi arabanin on camindaki sticker’i taratmis elindeki alete. Hemen toparlanip, yalvar yakar “Yapmayin, etmeyin, iki cocuguma aciyin” diye pisman moduna gectim ama biliyorum ki geri donusu yok bu isin. “Itiraziniz varsa mahkemede bulusalim” dedi. “Parketmemeniz gereken yerdesiniz ve de makyaj yapiyorsunuz” diye ekleyip, yuzume bile bakmayarak elime tutusturdu ceza belgesini. Uzaklasirken ben hala “Geceleri nasil uyuyabiliyorsun vicdansiz” diye haykirip sinirimden direksiyonu isirmaya calisirken bir yandan da cezanin kac para oldugunu bulmaya calisiyordum belgede. Bir de ne goreyim, adam makyaj yaptigim notunu da eklemis, gunahim da $115’mis…

Bir annenin, bir anligina da olsa kadinligini hatirlamasi, arkada cani sikilmis yavrulari oyalayip bir yandan da kendine ceki duzen vermeye calismasinin bedeli bu iste. Alacagin olsun New York polisi, bir gun sen de benim elime dusersin elbet…

traffic-ticket.jpg

Next Page »