June 2007


Her tatil gibi bu tatil de cok cabuk gecti tabi ki. Ama oyle cok sey sigdirdik, o kadar cok yer gezdik gorduk ki, yagmur bile kesemedi hizimizi. Donuste New York’taki firtina disinda tabi; 2.5 saatlik ucus, firtina yuzunden havaalanlarinin inis izni vermemesi yuzunden 7 saat surdu. Havada donduk durduk saatlerce. Yakit ikmali icin Washington D.C. ye inis yapmak zorunda kaldik bir ara. Gece 11’de evimizde olacagimizi hesaplarken kapidan iceri girmemiz sabah 4:30 u buldu. Tam bir iskenceydi ama nankorluk etmemem lazim… Benim aslan ve kaplan ogullarim o kadar uslu ve sakindiler ki hem yolculuk hem de tum tatil suresince, mutluluk ve gururdan gogsum kabardi. Emir koltugundan kalkmaya bile tesebbus etmedi, hatta kendi kemerini kendisi bagladi ucakta. Cizgi filmlerini seyretti sakince, ondan sikilinca acti kitabini okudu. Zaten gunler onceden heyecanla bekliyordu ucaga binecegi gunu. Devaminda ne otel odasindaki yataklarini yadirgadilar, ne de yemek duzenlerinin degismesinden sikayet ettiler. Aksine bizimle beraber gulduler, eglendiler, degisik mutfaklar tattilar, uzun araba yolculuklarimizda sakin sakin etrafi seyrettiler. Anne babalarinin uzun zaman once dusledigi bir hayale, Miami’den Key West’e kadar Florida Keys’i arabayla gezmelerine sahit oldular (Ufak bir degisiklikle tabi; hayalimiz ustu acik bir arabayla yapmakti bu yolculugu, biraz daha buyusunler onu da yapariz!). En onemlisi okyanusa ve havuza bayildilar. Biz peslerinde, kaprisleriyle yorularak donecegimizi zannederken tam aksine tatil gibi tatil yapmamiza izin verdiler. Beraber yapacagimiz bir sonraki tatilimizi iple cekiyorum simdi, o cesareti verdiler bize cunku.

dsc06558-k.jpg

dsc06560-k.jpg

dsc06595-k.jpg

dsc06620-k.jpg

dsc06644-k.jpg

dsc06614-k.jpg

Deniz bizi biraz hayal kirikligina ugratsa da, yine de hicbirimizin keyfini bozamadi.

dsc06629-k.jpg

Uzun zamandir ozledigimiz bir lezzeti de tekrar tatma firsati bulduk: Conch salatasi. Karayipler’e ozgu bir deniz kabuklusunun etinden taze hazirlanan, inanilmaz bir salata. Bulursaniz deneyin derim…

dsc06631-k.jpg

dsc06667-k.jpg

dsc06661-k.jpg

dsc06604-k.jpg

Hayatimda hic bu kadar mojito icmemistim. Ozellikle Miami’deki Kuba mahallesindeki bu restorandakiler inanilmazdi.

fathers-day-2007.png

New York sokaklarinda sergilendikleri zaman bayilmistim bu ineklere. Her an hic beklenmedik yerlerde karsiniza cikiyorlar ve herbiri sehre ve sergilendikleri yere uygun esprili mesajlar tasiyorlardi. Cok sevindim Istanbul’a da ugradiklarina, geldikleri yere senlik getiriyorlar bu inekler…

cp-logo.jpg

cp-1.jpg

Asagidaki bilgiler Dexigner.com‘dan alinmistir;

İstanbul, 01 Ağustos – 31 Ekim 2007 tarihleri arasında, sanatçılar, ünlüler ve halk tarafından dekore edilmiş, rengarenk boyanmış fiberglastan yapılma gerçek ebattaki inek heykellerinin Nişantaşı’ndan Maslak’a kadar caddeler, müze bahçeleri ve alışveriş merkezlerini süsleyeceği, dünyanın en büyük halka açık sanat etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Ve elbette şehir de 12 hafta boyunca unutulmaz ve sihirli bir atmosfer yaşanacak…

CowParade bugüne kadar, Paris, Londra, Şikago, New York, Stockholm, Buenos Aires, Atina, Edinburg ve Lizbon gibi dünyanın birçok büyük şehrinde başarıyla gerçekleştirildi. Bugün gittiği her yerde kendisini takip eden istikrarlı, uluslararası bir hayran kitlesine sahip. CowParade İstanbul, İstanbul ve Türkiye’de bugüne değin düzenlenmiş en popüler sanat etkinliği olmakta iddialı. Dünya şehirlerindeki örnekleri gibi bu serginin İstanbul’a önemli ekonomik ve kültürel etkiler bırakacağına hiç şüphe yok.

Kaplan oglum artik “bye bye” yapiyor gidenlerin arkasindan. Abisinin pesini hic birakmiyor, onun oyunlarina katilmaya calisiyor ama kizdiriyor henuz abisini. Onumuzdeki hafta ufak bir Miami kacamagimiz olacak. Eren de ilk defa ucaga binecek ve de denizle tanisacak. Bakalim neler olacak, yazacagim hepsini.

Nuri Alco’yu mumla arar oldum… Kucuk kaplanima bakamiyorum, yuregim burkuluyor. Ona bakinca aklima ister istemez boyle seyler geliyor;

Ne yapsam ki cabuk uzamasi icin, zeytinyaglariyla masajlar mi yapsam… Yoksa sapkasiz cikarmasam mi bir sure disari. Bilmiyorum, bilemiyorum…

Hata bende… Bensiz yollamamam lazimdi bebegimi ilk trasi icin. Basinda durmali, direktifler vermeliydim bu onemli ilk icin. Ama ne oldu, yavrumu kabak kafali yapip yolladilar! Icim gitti icim… Tek tesellim cabucak uzayacak olmasi. Aahh ahh berber, ellerini kesecegim yakalarsam o makineyle senin.

Adin bile hazirdi yillar oncesinden. Kivir kivir buklelerin, boncuk boncuk gozlerinle hayal ettim hep seni. Belki sen cekerdin buyuk dedene, belki senin gozlerin gok mavisi olurdu. Bana benzerdin belki, kimbilir. Sana pembelerle bir oda hazirlardim, cicekler, kelebekler, tuller, tenin gibi ipek satenlerle. Saclarini kurdelelerle suslerdim, oynardim senle oyuncak bebekle oynar gibi. Gun gelir bale dersine giderdik beraber, oturur seyrederdim seni. Buyumeni, guzellesmeni izlerdim gizli bir gururla. Kendi cocuklugumu yeniden sekillendirirdim sende, yapamadiklarimi yapardik. Bicir bicir anlattiklarini hic bikmadan usanmadan dinlerdim. Ne yapalim, kismet degilmis. Bulusmamiz baska hayata kaldi bebegim. Seni mis kokunu icime ceke ceke opuyorum…

Annen

Next Page »