inci-serkan-dugun.jpg

Aslinda hic niyetim yoktu bu huzun tonunda yazmaya. Ama 3 gun once sevgili Nilufer‘in, yine evlilik yildonumuyla ilgili yazisini okuduktan sonra benim de icime bir burukluk coktu. Ne zamandir aklima bile gelmeyen, derinlerden bir yerlerden huzun dolu enstantaneler su yuzune cikmaya basladi. Mutlu degil miydik? Hem de nasil… Zaten ask olmasa, beraberligin olaganustu keyfi olmasa hicbiri cekilmezdi. Ne yaptiysak elele yaptik…

inci-laurel-rd.jpg

Evlendikten 5 gun sonra geldik Amerika’ya. Agustos’un en sicak gunleriydi. Havaalanindan bizi Azer’imin balonlarla ve ciceklerle karsilayisini (Tanismamiz bu sekilde olmustu bu candan dostla), Serkan’in ogrenci butcesiyle bizim icin hazirladigi, tabiri caizse “iki bakla bir sofa” evimize ilk adim atisimizi bugun bile hatirliyorum en ince detayiyla. Ve sonrasinda evde tek basima Serkan’in yolunu gozleyisim, televizyon bile olmayan koridordan bozma oturma odasinda bos duvarlara bakip “Hersey cok guzel olacak” diye icten bir umitle hayata dair hayallerim, hepsi ama hepsi taptaze hala hafizamda. Ask olmasa cekilir miydi bunlar, Istanbul’daki kariyer, cevre, en onemlisi aile birakilip gelinir miydi bilmiyorum. Ama yaptik iste. Hicbir zaman da pisman olmadik, en zor zamanlarda bile. Yeri geldi basamak olduk birbirimize, yeri geldi elele beraberce ciktik o basamaklari. Boylelikle guclendik bu 8 senede, bolunerek cogaldik bir de ustelik.

Daha iki haneli sayilarda yildonumlerine bile ulasmadik; Baksaniza 8’e sasiyoruz. Insallah bunlarin 10’lu, 20’li, 30’lu, 40’li zamanlarini da gorecegiz, hep icimizdeki taze tuttugumuz heyecan ve askimizla…