image

Gecen hafta bir sabah okul yolundaydik hep beraber…

“Baba, benim ikinci adim Yilmaz’di degil mi?” diye bir soru geldi Emir’den.

“Evet oglum, dedenin ismini verdik sana.” diye cevapladi babasi.

“Peki Yilmaz dedem nerede simdi, Istanbul’da mi o da?”

Ikimizin de bogazina bir yumru peydahlandi, birbirimize bakip sustuk kaldik bir an.

“Deden artik bizimle degil oglum, vefat etti” diyebildi Serkan sonunda.

“Öldü mü yani Yilmaz dedem?”

Ilk defa Emir’in agzinda duyduk bu kelimeyi. Bugune dek ne kadar da atlatsak, sorularina ne kadar yuvarlak cevaplar versek de duymustu iste biryerlerden, ogrenmisti bizim “yok” saydigimiz bu kelimeyi. Olu bir hayvan, bir bocek bile gordugumuz zaman “uyuyormus, rahatsiz etmeyelim” diye gecistirirken, bu kadar rahat, pervasizca kullanmasindan rahatsiz oldum biraz da. “Ben nasil dogdum” sorusunu bin kere tercih ederim “Ölüm”le ilgili sorulara.

“Evet oglum” diyebildi babasi. Gerisi sessizlik…

Kayinpederimin hastaligini 2002’nin babalar gununde ogrenmistik. Ve yine ne acidir ki bir sene sonra babalar gununde kaybettik. Pek kutlamak gelmez icimizden bu yuzden bu gunu. Sahip olduklarimizin, yanimizdakilerin, sevdiklerimizin degerini bir kere daha hatirlar, guzel anilarimizdan, cocuklugumuzdan bahsederiz boyle gunlerde.

Biraz buruk bir yazi oldu ama sevdiklerinizin degerini hatirlatmak istedim bir kez daha… Gec olmadan.