December 2009


Advertisements

Vallahi ne yalan soyleyeyim, ben bile urktum.

Emir’in nelerden rahatsiz olabilecegini bildigim icin diken ustunde seyrettim.

“Sevmedim operayi anne…” dedi ama aslinda sevmedigi bu soguk Alman masaliydi ve de son derece hakliydi… Cocuk yiyen cadi temali masallarla buyumus bir jenerasyon olarak, nasil oldu da psikopat olmadik biz, cozemedim vallahi.

IPhone kamerasiyla cekim bu kadar oluyor iste. Zoom yok henuz alette. Diger kameraya da gosteri boyunca Emir el koydugundan icindekilerden ise yarar bir goruntu cikar mi henuz bilmiyorum. “Eren hangisi ki burada?” diye soranlar: Yesil ceketinden taniyabilirsiniz kaplanimi.

Pazartesi Emir okulu kiracak ilk defa… Cunku benimle bir randevusu var o gun.

Sabah kardesini okula biraktiktan sonra beni Manhattan’a goturecek. The Metropolitan Opera’da Hansel ve Gretel’i seyretmeye…

Sabirsizlikla bekliyorum Pazartesi’yi…

Evet, gunun sorusu bu Emir’den, “Pluton ne peki simdi*?!”

Oncesinde gelen sorular da soyle, buyurun buradan yakin…
“Venus niye en parlak gezegen?”
“Michael Collins niye aya cikmamis diger astronotlarla? {Neil Armstrong ve de Buzz Aldrin’i kastediyor}”
“Merkur, Venus, Dunya ve Mars “Kaya gezegen” iken diger dordu niye gaz gezegen?”

Herseyi sil bastan ogrenir oldum, hatta bacak kadar veletten ilk defa duyar oldum bazi seyleri.
Emir’in boyle bir huyu var, takti mi takiyor bazen bir konuya, siz deyin 3 hafta, ben diyeyim 2 ay onunla yatip kalkiyor, ruyalarina giriyor, resimlerine yansiyor, akillara ziyan, takintili… Ama hosuma da gidiyor bir yandan. O konunun miladi dolunca, birdenbire bambaska bir konuyla cikiyor karsimiza. Hayatimiz heyecan dolu! Bir onceki konusu “Cince” idi. 10’a kadar saymayi ogrendi, beraberinde gelen “fortune cookie”lerden, -Turkcesi kismet kurabiyesi olabilir mi?- iclerinden cince kelimeler cikiyor diye 2 gunde bir Cin yemegi ismarlar olduk, vs…

Neyse, uzun lafin kisasi, Pluton artik gezegen klasmanindan cikti, bir cuce gezegen (dwarf planet) olarak huzurlarimizda simdi… Yarin oburgun sizinkiler de sorarsa hazirlikli olun istedim!

Yazima unlu “Adirondack” sandalyesiyle baslamayi uygun gordum bugun.

Adirondack bolgesi, New York’un kuzeydogusunda yer alan, adini buradaki siradaglardan almis, sayisiz gollere, nehirlere sahip 25,000 km2’lik bir dogal park. Gollerinden en unlusu Lake Placid, iki kere kis olimpiyatlarina ev sahipligi yapmis. Bolgenin ahsap agirlikli mimarisi ve agac dallari, geyik boynuzlari gibi tasarim detaylari cok unlu ama Adirondack sandalyesi dendi mi, hemen bu sandalye gelecektir akillara.

New York’tan 5 saat mesafede Lake Placid’i merkez olarak belirledik kendimize ve hergun cevre gezileri duzenledik.
Sansimiza kar da yagdi, ayni manzaralari iki farkli sekilde gorme sansina eristik boylelikle.
1932 kis olimpiyatlari icin insa edilmis biz pistinde buz hokeyi seyrettik, hatta mac sonrasi biz de buz pateni yaptik.
Kamp atesinde sopalara taktigimiz marshmallow’lari mideye indirdik.
High Falls Gorge selalesinde cok keyifli bir doga yuruyusu yaptik.
Whiteface daginin tepesine ciktik teleferikle, bu guzellikleri bir de tepeden seyrettik.
Sabahlari yuzdukleri golden cikip otel odamizin kapisina kadar gelen ordeklerle oynadik.
Adirondack Dogal Tarih muzesinde saatler gecirdik.
Hic etmedigimiz kadar, bol yumurtali siki kahvaltilar ettik her gun. Yerel akcaagac surubunu pancake’lerimizin ustune boca ederken hic vicdan azabi cekmedik.
Kisacasi bu 4 gune cok sey sigdirdik.
Daha fazla konusmadan, resimlerle basbasa birakiyorum simdi sizleri…